Londra’da gündelik seyahat etmenin keyfi

Bugünkü yazımda Londra’da gündelik hayatta arkadaşınızla buluşmanin, işe giderken, dönerken, aceleniz olsun olmasın şehir içinde seyahat etmenin ne kadar keyifli olduğundan bahsedeceğim.

Bana göre Londra içinde gündelik seyahat etmenin neden kolay olduğunu lojistik olarak anlatmak istiyorum. Sonra da neden keyifli olduğuna değineceğim. Soran arkadaşlarıma öncelikle anlattığım aşağıda birazdan bahsedeceğim 5 konu benim için trafikte -yaya veya yaya değil, seyahat etmeyi gerçekten keyifli hale getiren önemli nedenler.

Birincisi; Londra’da seyahat ederken, bir yere en fazla 10 dakika geç kalabilirsiniz çünkü bir yere gitmenin birçok alternatifi var, metrosu var, otobüsü var, yürüme yolları var, bisiklet yolları, bisiklet parkları, tramvay güzergahları var, Uber var. Hatta bu alternatifleri ne kadar süreceğini anlık olarak gösteren akıllı uygulamalar var, cep telefonunuza indiriyorsunuz ve yol tarifi bilmenize gerek yok, siz sadece gidilecek yerin posta kodunu bilin yeter.

İkincisi; kaybolmanız neredeyse imkânsız. Çünkü yürüme mesafesi ile en fazla 15 dakika içinde bir metro istasyonuna denk geliyorsunuz, metroya bindikten sonra (biraz metro yapısını okuma anlamında tecrübeli olmak gerek) gideceğiniz yere gitmeniz bir tube (Londra’da metroya “tube” deniyor) kadar yakın.

Üçüncüsü; yol tarifi çok kolay, yol tarifine gerek yok neredeyse (AVM’nin köşesinden dön, sağda camiyi görünce ilk sola gir, o sokaktaki sağdan 4. apartman, Yalı Apartmanı) çünkü posta kodları burada adres demek. Mesela 36 Quintin Avenue SW20 8LD dediğinizde direk benim evdesiniz, 36 numaralı ev. Bunu ister taksi sürücüsüne söyleyin, ister haritada yazın muhakkak nokta atışı adres elinizin altında.

Dördüncüsü; Londra’da trafik hareketli veya hareketsiz unsurlar olsun, o kadar düzenli ve kurallı ki, yaya olmak hakikaten bir ayrıcalık. Ne birbirine veya çevresine bağıran affedersiniz “sığır” şoförler, ne yolda sizi ezmeye kalkan arabalar, ne de kilometrelerce uzanan beton yığını ve çocuğumun dizine kadar ulaşan yükseklikteki kaldırımlar.Yani anlayacağınız burada araç kullanmakta, yaya olmakta keyifli.

Beşincisi; tüm ulaştırma araçlarında para taşımadan, evet doğru duydunuz para taşımadan, seyahat etme lüksü var burada. İstanbul’dan geldikten sonra ben bunu lüks diyorum, kusuruma bakmayın. Bir kere İstanbul kartımda para kalmadığı ve cebimde de bozuk para olmadığı için, gece gece yürüye yürüye para bozdurmak için bakkal aradığımı unutmadım. Evet, şehir içi tren, metro (tube), otobüs, tüm yolculuğunuzu ya kredi kartınız ile ya da oyster ismindeki (İstanbul kartın aynısı diyemem) kart ile yapabiliyorsunuz. Bunun güzelliği isterseniz otomatik para yükleme özelliği ile belirli bir miktarın altına düşünce, otomatik olarak kredi kartı hesabınızdan para aktarılıyor ve siz hiç “ya acaba içinde para kaldı mı?” diye düşünmeden yola devam ediyorsunuz.

Bir de benden bonus, söylemeden edemeyeceğim, şoförler sizi gördüğü anda yol veriyor. Bunun 2 nedeni var, birincisi medeniyet dediğimiz şey- buna bir şey diyemem, ikincisi de trafik kuralları. Trafikte tehlike algılama diye bir kavram var, yolda çevrenizde ne olup bitiyor, yaya yola adım atabilir mi? yan yoldan araç mı çıkıyor? Tüm bu olası tehlikelere karşı her zaman temkinli olmanız için gereken bir alışkanlık, tehlike algılama. Bu ehliyet sınavlarında çok önemli bir konu. Benden söylemesi.

Gelelim keyifli kısmına; bir kere yollar düzenli ve neredeyse her yerde park var, yürürken isterseniz yolunuzu uzatıp, içinden geçin isterseniz kestirmeden çimlere basarak (basmak yasak değil) gerçekten de beton parklara hiç benzemiyor buradakiler. Binalar, sanki değil, gerçekten yüzlerce yıllık, tarihi binalar ile yenileri bir arada.

Şehrin dokusunda yeniler hiç sırıtmıyor. Benim ve ailem için en önemlisi, binalar üstünüze üstünüze gelmiyor. Şehrin merkezi hariç, her yer yüksek olmayan binalar ve parklarla dolu.

Açıkçası ben sabahları, yollardaki ağaçlara yuva yapmış kuşların sesleri ile uyanıyorum, şuanda bile yazarken, sadece kuş ve klavye sesi var (bizim yaşadığımız yol çıkmaz sokak olduğu için çok trafik yok)

Eylulpark
Evimizin çok yakınındaki Dundonald Parkı

pembearaba
Yolda yürürken karşımıza pembe bir araba çıktı ve bizi şaşırttı, Eylül ise çok mutlu oldu.

guvercinsincap
Yol kenarında yürürken bir de bakıyorsunuz, parkta, bir sincap takılmış bir güvercinin peşine, birlikte yürüyüş yapıyorlar.

otobus
Otobüste, tıklım tıklım değil de, insan gibi yolculuk yaptığım anlardan sadece bir tanesi.

Bir de unutmadan söyleyeyim, sokakta hiç sahipsiz hayvan yok, evet ne kediler, ne de köpekler başıboş. Tabii bir sürü hayvan var ama güzel olanı, her birinin yanında muhakkak sahibi var, ne güzel değil mi?

A pardon ya, başıboş yaratıklar yok değil, mesela sümüklü dostlarımız, salyangozlar, onlar öylecene rahat rahat tekbaşlarına geziyorlar ortalıkta, kimselere aldırmadan!

 

sumuklu
“daha gidecek çok yol var ama aceleye gelemem”

 

Her gün kalkıp tube ile işe gitmek, dönerken biraz parktan yürümek veya yolda yaya olmanın keyfine varmak. Cocuklugumdan beri tadamadığim bu seylerin bana verdiği huzur ve keyif paha biçilmez.

sevgiler

Burak

E-Mail: neredekalmistikco@gmail.com

Reklamlar

2 Comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s