Londra’da patlayan bombanin ardindan…

Bugun tam arkamizdaki trende bir bomba patladi… Iki dakika sonra degil once platformda oldugum icin, bomba duzenegi sadece alev aldigi icin, cuma gunu bazi arkadaslarim ofise gitmek yerine evden calismaya karar verdigi icin, bircok kisi hayatta. “Mayday” cagrisi ile o hat uzerinde gitmekte olan trenler durdurulup, insanlar istasyonun disina cikarildiginda, dusundugum tek sey alternatif yollarla nasil ise gidebilecegimdi. Arkadan gelen trende, bir bombanin patlamak uzere oldugunu dusunmektense, bir kaza olmus olabilecegini dusunmeyi sectigimden olacak, baska bir istasyondan calismakta olan bir diger trene atlayip ise gittim. Birkac saat icerisinde olayin bir teror saldirisi oldugu, insanlarin korku icinde kacisirken yaralandigi, bomba duzeneginin sadece alev aldigi ve patlamadigi yonunde haberler gelmeye basladi. Olume yakinlasinca hayati dusunuyor insan, hayatin ne keyifli, ne de guzel birsey oldugunu, sadece saglikli bir cocugumuz ve mutlu bir ailemiz oldugu icin bile ne kadar sansli oldugumuzu…

Teror olaylari basladigindan beri icimin huzursuz oldugu muhakkak. Peki bu beni cok keyif aldigim hayati yasamaktan alikoyuyor mu? Hayir.. Bence koymamali. Aksine, inadina daha bir keyfine vararak yasamali insan. Zaman zaman aklima kucuk bir kasabaya cekilip tum bunlardan uzak bir hayat yasamak dusmuyor degil. Ama sonra daha gecen hafta, tatil donusu, Leo’yu yuvaya yollayip, kendimizi Berk’le Londra sokaklarina atip sabahtan aksama kadar gezdigimiz gunu dusunuyorum. Leo’dan sonra basbasa gecirebildigimiz gunlerin sayisi azaldikca, bu zamanlar haliyle kiymetlendi.

Gune Berk’in uzun zamandir gitmek istedigi Hint Lokantasi Dishoom ile basladik.

Tum mutfaklar icinde en sevmedigim mutfagin Hint mutfagi oldugunu soylersem abartmis olmam. Ama sevgi iste insana neler yaptiriyor 😀 Hem de sabah sabah… Maksat her gun yaptigimizdan farkli birseyler yapip, basbasa gecirecegimiz gunun tadini cikarmak… Kahvalti hic de fena gecmiyor.

Ardindan ver elini Carnaby street, Oxford Street’in paralelinde kalan, butik dukkanlarin ve cafelerin bulundugu cok renkli bir alisveris caddesi burasi. Son zamanlardaki alisverislerimizin cogunu online yaptigimizdan olacak, oyle bos bos vitrinlere goz gezdirmenin keyfini cikariyoruz.

Oradan British Museum’un yolunu tutuyoruz. Londra sadece muzeleri icin bile yasanacak bir sehir.

Ustelik ozel sergiler haric, muzelerin girisi ucretsiz, dilerseniz gonullu bagis yapmaniz bekleniyor.

IMG_6021

British Museum i muthis bir keyifle dolasiyoruz. Ben icimdeki cocuga uyup Berk’i mumyalarin oraya surukluyorum. Berk meslegi geregi yeni kurulan paranin tarihcesi galerisini gezmek istiyor. Katlarin arasinda mekik dokuyoruz. Bu muzenin icerisinde bir tarih gizleniyor. O gizemli kapiyi aralamis olmak bile bize muthis bir keyif veriyor.

Oglen oluyor, simdi restoran secme sirasi bende. Soho’da favori restoranlarimizdan Yauatcha’nin yolunu tutuyoruz.

Pazartesi ve Cuma saat 2-5 arasinda cok uygun fiyata bir tadim menuleri var, hersey birbirinden leziz, ortam sahane. Yemek sonunda Berk’e gecmis dogumgunu icin surpriz kucuk bir pasta ayarlamalarini rica ediyorum. Bundan sonra her sene dogumgunlerimizde izin alip boyle keyifli bir kacamak yapma karari aliyoruz. Yemek sonrasi Italya’da kesfedip sonra Covent Garden’da da oldugunu ogrendigimiz Venci dondurmacisinin yolunu tutuyoruz. Hava dondurma yenecek kadar sicak degil ama kimin umurunda, canimiz cekmis bir kere.

Covent Garden’in arka sokaklarinda dolanirken envai cesit cay satan bir dukkan buluyoruz.

IMG_6105

En az yarim saat dukkandaki butun caylari ayri ayri koklayip, musterilerden bazilari ile hangi caylarin daha guzel olduguna dair koyu bir sohbete daliyoruz. Yolda yururken, onunden gectigimiz bir piyano magazasina girip uzun uzun piyano tuslarindan cikan ezgilerin birbirinden ne kadar farkli oldugunu dinliyoruz.

IMG_6106
Birgun salonumuza kuyruklu piyano koyacak kadar buyuk bir evimiz olacak mi acaba diye dusunuyoruz. Yurudugumuz sokaklardaki publar civil civil. Soho’daki en unlu jazz barlarindan Ronnie Scott un Eylul ayi programina goz atiyoruz.

IMG_6037

Gunu bir tiyatro ya da muzikalle sonlandirmak harika olacak aslinda ama Leo’yu da cok ozluyoruz. Bu ikilemde Leo galip geliyor. Onu yuvasindan almak uzere yola koyuluyoruz. Yolumuzun uzerinde Somerset House var. Londra’da en etkilendigim mekanlardan biri, buradaki kitapciya ugrayip, nehir kenarindaki restoranda baska bir gun birseyler icmek uzere sozlesip Waterloo koprusu uzerinden istasyona dogru yuruyoruz.

IMG_6010

Yolda durup durup heykellere, binalara, insanlara bakiyorum… Sehri kocaman bir nefeste icime cekiyorum.

Burada yasamayi, yaslanmayi seviyorum. Seviyoruz. Tum karmasasina ragmen, bize hep kollarini acan ve bizi mutlu hissettiren bir sehir oldu Londra. Endiselendigim bir gercek, zaman zaman kalabalik mekanlarda huzursuz hissettigimde ama bu korkuya teslim olmaktansa, yasamayi seciyorum.

Ola ki bugun o trende olsaydim ve ola ki o bomba gercekten patlasaydi… Hayatin pamuk ipligine bagli oldugu zamanlarda tek dilegim icimdeki yasama sevincinin, inadinin, coskusunun herkese bulasmasi… Hepinize cok keyifli gececek bir haftasonu diliyorum.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s